31 Aralık 2014

Yeni Yılın İlk Gününe Mutlu Bir Sindirim Sistemi ile Girin

Yılbaşı sofraları her zaman şölen yemeği gibi hazırlanır...
Ailelerimiz, sevdiklerimiz ve sevenlerimizle geçirdiğimiz bu özel günde, yemeğin dozu genellikle kaçırılır ve şiş bir karınla yeni yıla girilir.
Ancak sağlıklı beslenme alışkanlıklarını, ölçülü ve dengeli beslenme kurallarını bir gece de olsa bir tarafa bırakmak doğru değil. Abur cubur ve çok karışık yemenin bedeli, yeni yılın ilk gününe gaz şikayeti, şişkinlik, sindirim sistemi rahatsızlığı ile başlamak olmasın. 
Gastroentoroloji  Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek yılbaşı ve sonrasında mutlu bir sindirim sistemi için, sağlık tüyoları veriyor.

- Yılbaşı öncesinde, güne bol su içerek başlayın. 
- Akşama çok bol yemek düşüncesiyle, kahvaltıyı atlamayın. 
- Gün içerisinde 8-10 bardak yani ortalama 2- 2,5 litre su tüketin. 
- Öğle yemeğinde lif içeriği yüksek besinleri tercih edin.  
- Öğün atlamadan 2- 3 saat aralıklar ile az az ama besin ögeleri bakımından kaliteli ara öğünler tüketin. Yılbaşı yemeğinde ızgaralar, fırında, haşlama veya buğulama yöntemleri ile pişirilmiş besinleri seçmeniz, hindi veya tavuk yiyecekseniz beyaz kısımlarını derisiz olarak tüketmeniz uygun olacaktır. Mezelerden ise çok yağlı ve bol baharatlı olmayan ve mayonez ilave edilmemiş yiyecekler sindirim sisteminizi yormaz. Et grubu seçeneğinizin hemen yanına alacağınız buharda pişirilmiş veya sote edilmiş sebzeler bağırsaklarınızı korur. 
- Yılbaşı sofralarının vazgeçilmezlerinden olan iç pilav tüketimini sınırlandırmanız doğru yaklaşım olacaktır. 
- Yeni yılın hep ağız tadı ile geçmesi düşüncesi ile yiyeceğiniz sütlü tatlı veya meyve tatlıları gecenizin yıldızları olabilirler. 
- Alkol içecekseniz, mutlaka kaliteli protein içeriği olan yoğurtlu mezelerle ve az yağlı peynirlerle yapmaya çalışın. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları içerisinde erkeklerin 2 kadeh, kadınların ise 1 kadehten fazla alkol içmemeleri ve alkol içeriği daha düşük olan içecekleri tercih etmeleri önerilir.

Yılbaşı ertesi için öneriler 
Çoğu zaman yeni yılın ilk gününün bir bölümünü uykuda geçirmek gibi bir kötü alışkanlığımız olmakta, geç saatlere dek beslenip, sonrasında da uykuya dalmaktayız. Aslında yeni günü daha enerjik karşılamak mümkün. 

1. Çok fazla tüketim yaptığınızı düşünüyorsanız güne bol su içerek başlamalısınız.
2. Sabah kahvaltınızda yağsız yoğurt, 2- 3 dilim ananas ve 1- 2 ceviz tüketebilirsiniz. Gün içerisinde su tüketiminizi arttırabilir, papatya, melisa, adaçayı, ıhlamur gibi bitki çayları içebilirsiniz.
3. Hafif tempolu yürüyüşler yapabilir metabolizmanızın canlanmanızı vücudunuzdan toksinlerin uzaklaşmasını sağlayabilirsiniz.
4. Öğle ve akşam yemeklerinde ise sebze yemekleri ile yoğurt veya cacık tüketmek de yine sağlıklı bir yıla başlamanıza yardımcı olacaktır.
5. Ara öğünleri mutlaka yapmalı, günü ılık bir duş alarak tamamlamalısınız. 


Herkese şimdiden güzel yıllar dilerim.:)


instagram: motionismyemotion

29 Aralık 2014

İzledim | Film: Predestination

Predestination

Yapım:2014 - ABD
Tür: Macera - Bilim Kurgu
Süre: 97 Dak.
Yönetmen:  Spierig Kardeşler // Michael Spierig & Peter Spierig
Oyuncular:  Ethan Hawke, Sarah Nook, Noah Taylor
Senaryo:  Spierig Kardeşler

IMDB Puanı: 7,5 / 10

Zaman yolcusu bir ajanın son görevinde "Fizzy Bomber" lakaplı bombacıyı bulmasının hikayesi.

MimE Notu: Detaylara dikkat edenlerin 20. dakikadan itibaren senaryoyu çözebilecekleri bir film. Zaten filmi laylaylom izlemeye çalışırsanız, senaryodan tamamen kopacağınızı ve çok sıkılacağınızı düşünüyorum. Bir oradan bir buradan dolanan, karışık bir film. 
Sonunun da beni tatmin etmediğini eklemem lazım sanırım.
İlla izlemeli misiniz?
O kadar çok izlenesi film varken, bence hayır.

:) 


instagram: @motionismyemotion

24 Aralık 2014

Okudum | Aldatmak - Paulo Coelho

Okuyup, üstelik de sindirip yazmayı unuttuklarımdan....


Yazar: Paulo Coelho
Orijinal İsim: Adultério
Orijinal Dil: Portekizce
Orijinal Dilinden Çeviren: Emrah İmre
Yayınevi: Can Yayınları

Kitabın dili çok basit. Buna karşılık hikayesi çok ağır, sindirmek için bazı detayları birkaç kez okumak gerekiyor.

Hikaye samimi ve güzel. 

30'lu yaşlarında, evli, çocuklu ve kariyer sahibi bir kadının sevgiyi ve kendini bulma "çabası"...






Kitaptan:

"...yaşadığım sokak, sokak lambaları, şu an içinde bulunduğum ev, salondaki mobilyalar, bir gün hepsi ortadan kaybolacak... tıpkı bedenim gibi. Ama bir şey var ki kainatın ruhunda iz bırakacak: sevgim."

23 Aralık 2014

Oje Günlükleri #4

Çok severek kullandığım ve Pastel'in şahane bir ton yakaladığına inandığım muhteşem MOR ojesi, nam-ı diğer 49 numara!
İlk katta kesinlikle değer bulmayan renk, ikinci kat ile birlikte şişedeki ile aynı renge bürünüyor.


instagram: anlamiko


15 Aralık 2014

Gezi Notları | Belgrad - Sırbistan - 2

Yeme ve içmeden ibaret Belgrad gezimizin 2. ve son bölümü ile tekrar karşınızdayım.

2. günün öğleden sonrasında az biraz tatlıya aş erince Belgrad'a gitmeden önce bulduğum Mama's Biscuit House'a uğramak farz oldu.

Biz pastahane gibi bir yer bulacağımızı düşünürken, resmen bir pub bulduk.
Kendi zevkime göre en cici bulduğum şekerlemeleri -biraz da korkuyla- aldım. Yemeden önce şekerlemelerin üzerindeki renklendirme ve şekillendirmeleri pasta şekerinden yapılmış sanmıştım ama büyük bir yanılgıya düşmüşüm. Hepsi bildiğimiz çikolataydı! Ve bu lezzet silsilelerinin kiminin içinde marzipan yani badem ezmesi, kiminin içinde browni, kiminin içinde de kestane şekeri vardı.

Belgrad'da ne yesem diye soracak olursanız, 2. işaret edeceğim nokta kesinlikle burası olacaktır!



Gelelim akşam yemeğine ve herkesin öve öve bitiremediği Dva Jelena Restaurant'a...




Dışarıdan görüldüğü üzere otantik bir restoran. İçi de aynı dışı gibi... Siz yemek yerken 5 - 6 kişiden oluşan ekip müzik çalıyor ve şarkı söylüyor. Sanmayın ki bizim meyhanelerdeki gibi bahşiş almak için kulağınızın dibinde çalsın, hiç öyle bir durum yok. İstek şarkın varsa, söylüyor ve gidiyor.

Yemekleri ise abartıldığı kadar güzel değil ve Belgrad'a göre biraz daha fazla hesap ödeyerek masadan kalkıyorsunuz.


Arkadaşlarımız akıllılık ederek meze siparişlerimizin yanına tavuk ve etten oluşan bir tabak söylediler. B. ve ben ise okuduklarımızdan hareket ile Karajorjeva söyledik. Büyük hata etmişiz, kızartılmış domuz eti bize göre değilmiş. Ben zaten durumumdan mütevellit kokusundan yiyemedim (bkz: sağ üst köşe), B. de tadı ne kadar güzel olursa olsun kokusuna dayanamadı ve bıraktı.

3. günün sabahında kahvaltı için yine otantik bir havası bulunan Question Mark'ı tercih ettik. Girişinde sakın yazı ile aramayın, sadece bir "soru işareti" var.:)
-Hepimiz oraya giderken o kadar acıkmışız ki; dışarıdan fotoğraflamayı unutmuşuz.-
Buranın da fiyatları yine Belgrad'a göre biraz pahalı... 
Ama her Belgrad restoranında olduğu gibi son derece lezzetli ekmekleri var ve porsiyonları da oldukça büyük. Bir de gerçekten şekersiz ve doğal limonata severseniz, burayı da seveceksiniz demektir.

Kahvaltıyı biraz kaçırmış olacağız ki, gün içerisinde içilen biraların, kahvelerin de etkisi ile akşama kadar pek acıkılmadı.


Bisküvili iced latte.
İlk başta kaşık çok komik gelmişti ama içinde yoğun bisküvi katmanı olunca kaşık mecburi araç oldu:)

Akşam yemeği olarak B. ve ben evimizin yakınındaki Burekdzinica Sarajevo'ya gittik. Ispanaklı, kıymalı, peynirli vb. çeşitleri olan böreklerin yanında jogurt içtik. Jogurt süzme yoğurdun hafif sulusu gibi ve çok lezzetli. O jogurttan her gün olsa hiç bıkmadan içerim sanırım.

Hatta böreği o kadar beğendik ki; ertesi gün havaalanına gitmeden önce kahvaltımızı yine börekçiden yaptık.

Bir tatil daha böyle bitti... Darısı diğerlerinin başına.

:)

Küçük Prens Geliyor

Geçtiğimiz hafta sosyal medyadan aldığım en güzel haber!

7 Ekim 2015 itibari ile Küçük Prens / Le Petit Prince / The Little Prince'e kavuşuyoruz.

Trailerı bile şahane!



Nasıl bir Küçük Prens hayranı olduğumu henüz bilmeyenler buraya lütfen:)

İçinizdeki Küçük Prens'ten hiç ayrılmamanız dileklerimle...

11 Aralık 2014

Gezilesi... | Belkıs Pera

Yeni ülkeler, yeni mekanlar ve yeni lezzetler keşfetmeyi çok seviyorum.

Bu seferki keşif mekanı İstanbul Beyoğlu Pera'dan: Belkıs Pera

Üç arkadaş; Alp Türkmen, Barış Turan ve Özgür Önol ortaklığında açılan Belkıs Pera birbirinden lezzetli mezeleri, sıcak ve samimi bir ortamda sunmayı vaat ediyor. 
Beyoğlu Pera'da tarihi Şimal Merdivenleri üzerinde yer alan mekan, klasik yemekleri yeni pişirme teknikleri ve yeni tatlarla yorumluyor.
Yanında da bir duble rakı ne de güzel gider ama...
Bu arada önemli bir detay daha var ki; Belkıs Pera'da öğlen ve akşam menüleri birbirinden farklı. Gündüzleri modern bir esnaf lokantası, akşamları ise bir güzel meyhane bekler sizi...

Belkıs Pera
Adres: Meşrutiyet Cad. Şimal Sok. Apartıman Belkıs NO:3A Beyoğlu, 34430 Istanbul, Turkey
Ptesi – Ctesi 10.30-02.00


Gezi Notları | Belgrad - Sırbistan



Belgrad'dan döneli hemen hemen 3 hafta oldu sanırım ama ancak sıra yazmaya geldi.
Bu arada başlığa Sırbistan'ı da ekledim ki, sanılmasın Belgrad Ormanları'na koşmaya gittim...

Hangi ülkeye giderseniz gidin uçak biletlerini aldıktan sonraki en mühim konu: vize.
Belgrad'a Türk pasaportu ile vizesiz giriş yapabiliyorsunuz ayrıca Pegasus'un kampanyalarını takip ederseniz çok uygun fiyatlı uçuşlar da yakalayabilirsiniz.
Biz sevgili kocam ve 3 arkadaşımız ile birlikte 3 gece 4 günlük bir seyahat planladık.

Bu sefer otelde değil Airbnb üzerinden kiraladığımız 3 odalı çok merkezi bir evde konakladık. Hem maliyet olarak çok uygun oldu, hem de kendi evimiz gibi hareket ettik.

Belgrad'ın para birimi Dinar (RDS) ve 1 Euro yaklaşık olarak 119 RDS'ye denk geliyor. İlk para bozdurduğunda itiraf etmeliyim ki insan kendini bir garip hissediyor zira elinde bir tomar para oluyor. Sanıyorsun ki bu para hiç bitmez... 
Para nasıl bozdururum diye de endişelenmenize hiç gerek yok çünkü havalimanında bile rahatlıkla para bozdurabilirsiniz. Şehir merkezinde ise neredeyse her köşe başında Menjaçnica denilen döviz büroları bulunuyor.


Biz kasım ayı sonunda gittiğimiz için hava çok puslu ve serindi. Bu nedenle gitmeden hava durumunu iyice takip edip , valizinizi buna göre hazırlamanızı tavsiye ederim.

İtiraf ediyorum: Bu Belgrad gezisi turistik bir gezi olmaktan çıkıp, yeme-içme gezisine döndü. Sırp yemekleri o kadar lezzetli ve fiyat kalite paralelinde o kadar ucuzdu ki; tüm lokal lezzetlerden doyasıya yeme fırsatı bulduk.

İlk durağımız ise Prava Pljeskavica...

Muhteşem lezzetli köfteleri ile burger yapan minicik bir dükkan burası. Yiyeceğinizi ayakta yiyip gidiyorsunuz, tam bir büfe mantığı.
Merak edenler için içinde domuz olmadığını sadece kırmızı etten yapıldığını belirtmekte de fayda var.



Burgerlerimiz hazırlanıyor.

Bize afiyet oldu valla!
Ben bile 350 gr et yedim!

Belgrad'a gelen o kadar çok Türk turist var ki; adamlar kendilerine Türkçe kartvizit bastırmışlar:)




İlk günün öğleninde tıka basa yediğimiz için akşam aperatif bir şeyler yemek istedik ve Knez Mihailova Caddesi'nde bulunan Smokvica'ya gittik.


Siparişlerimizin kocaman porsiyonlarda geleceğini bildiğimizden 5 kişi için 3 kişilik aperatif siparişi verdik ve afiyetle yedik.

Knez Mihailova Caddesi aynı bizim İstiklal Caddemiz gibi... Daha tenha ve yeşillikli sadece.
Knez Mihailova'yı dümdüz takip ederseniz Kalemagdan Parkı ve dolayısı ile Kalemagdan Kalesi'ne ulaşıyorsunuz. Park çok büyük olduğu için ayaklarımıza kara sular indi ama doyamadık ve ertesi gün tekrar gündüz gözü ile bir kez daha gezdik.

** Bu arada Belgrad'da her yerde park var... Her yer yeşillik ve çok kıskanılası!**

Kalemagdan Parkı

Kalemagdan Parkı

İkinci günün öğle yemeğinde tercihimiz meşhur Restaurant Lovac oldu.
Sadece av etinin servis edildiği bu restoran Alekse Nenadovica Sokağı'nda bulunuyor. 




Lovac Tabağı: Sırp kaymağı ve peynirinden oluşuyor. Yanında getirdikleri biber turşusu inanılmaz lezzetli.
Spiral sosis/sucuk: Oldukça baharatlı ve lezzetli.

Avcı Sepeti: Beyaz şarap ve krema ile pişirilmiş geyik eti. Hayatımda hiç böyle lezzetli bir şey yemedim ben.
Belgrad favorim.

Lovac çıkışı şiş midelerimizi biraz olsun sakinleştirmek ve rahatlatmak için Nicola Tesla Müzesi'ne gittik.



Belgrad'a gitmek gibi bir planınız varsa, Nikola Tesla Müzesi'ni mutlaka notlarınız arasına almalı ve ziyaret etmelisiniz. İnteraktif, keyifli ve son derece bilgilendirici bir müze.
Giriş ücreti kişi başı için 500 RDS.
Müze çıkışı gezdiğimiz pazarın bir bölümü..

İlk iki günün Belgrad notlarından şimdilik bu kadar.
İkinci gün akşam ve diğer günler bir sonraki yazımda olacak.

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim:)


10 Aralık 2014

Neden spor yaz-a-mıyorum?

Bilenler bilir... Sporu seven ve hayatından eksik etmeyen biriyim. Yazılarımda da yaptığım sporları yazmayı, "kendimce" -naçizane- önerilerde bulunmayı severim ancak bir süredir yazamıyorum... 
Neden?

Nedeni çok basit aslında.

Yoğun geçen spor günlerim ile birlikte bir çok şeyi hayatımdan bir süreliğine de olsa çıkarmak zorunda kaldım. Mesela...

1- Crossfit ve türevleri:





Seninle yollarımız ayrılıyor sevgili Shaun T! Benim için hem çok hızlı, hem de çok yorucusun.



2- Sahilde uzun bisiklet gezileri:
Halbuki bu havalar tam da sahil zamanıydı!



Kendi bisikletli resmimi bulamadım, bu yüzden internetten bulduğum bu görseli paylaşıyorum. Ama evet! Bisiklet kullanırken tam da böyle ışıl ışıl hissediyorum!


3- Kahve & Yeşil Çay: 

Beni en zorlayan ikili... Düşünsenize... Kafein yok!
Hele o Türk kahvesi yok mu? Burnumda tütüyor resmen.


4- Sushi:

Elveda lezzet silsilesi...

5- Alkol:


Sen benden, ben de senden uzak durmalıyız tatlım. Seni terk etmek zorundayım.


Evet doğru bildiniz!


Yıllardır tek başıma takıldığım bedenimde artık bir minicikle birlikte yaşıyorum. O bana, ben de ona alışmaya çalışıyorum sözün özü.

:)

PS: Yok sanmam ki hamilelik üzerine bir blog olsun artık bu blog. Arada sırada yazarsam da heyecanıma verin, affola dostlar!


Sevgiler,

abt

30 Kasım 2014

İzledim | Film: The Normal Heart

The Normal Heart - Normal Bir Kalp


Yapım:2014 - ABD
Tür: Drama
Süre:132 Dak.
Yönetmen:  Ryan Murphy
Oyuncular:  Mark RuffaloJonathan GroffFrank De Julio, Taylor Kitsch, Julia Roberts, Jim Parsons, Matt Bomer
Senaryo:  Larry Kramer

IMDB Puanı: 8 / 10

1980'li yılların başında Amerika'da da kendini göstermeye başlayan AIDS hastalığına karşı bir grup gay aktivistin mücadelesi.

MimE Notu: 25 Mayıs 2014 tarihinde Amerika'da HBO Kanalı'nda yayınlanan bu çarpıcı filmin oyuncu kadrosunda birçok ünlü sinema oyuncusu da yer alıyor.

Yıl 1981. Yer New York, Amerika. Gayler hayatlarını özgürce yaşamanın mutluluğunu sürerken, nereden geldiği ve de nasıl gideceği bilinmeyen amansız ve de çaresiz bir hastalığın kollarına düşüyorlar. Sevgilileri, aileleri hatta en yakın arkadaşlarını bile kaybediyorlar ama kimsenin umursadığı yok. Çünkü onlar topluma göre "normal" değiller, onlar başka bir "şey". Seslerini duyurmak, kendilerini kabul ettirmek imkansız... 

Filmde 1981 - 1984 yılları arasında seslerini duyurmaya çalışan ve hastalıklarına çare arayan insanların hayat kesimlerine şahit oluyoruz. O kadar iç acıtıcı ki yaşadıkları... kelimelerle ifade edemem.

Filmi daha ilginç kılan başka bir detay var ki; filmde yer alan -açıkladıkları ve okuduğum kadarı ile- Matt Bomer, Jim Parsons ve Jonathan Groff gibi oyuncuların gay oluşu. Sanırım filmi daha inandırıcı hale getiren gerçekliklerden biri de bu.

Yalnız uyarıyorum.
Ön yargılarınız varsa bu filmi izlemeyin çünkü ağır gelecek. Biliyorum.

 






27 Kasım 2014

İzledim | Interstellar

Interstellar - Yıldızlararası


Yapım:2014 - ABD
Tür: Macera - Bilim Kurgu
Süre:169 Dak.
Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular:  Matthew McConaugheyAnne HathawayJessica Chastain
Senaryo:  Jonathan NolanChristopher Nolan

IMDB Puanı: 8,9 / 10

Dünyadaki yaşamın biteceğine inanan bilim insanları ve astronotlardan oluşan ekip, yaşanabilecek başka gezegenler bulabilmek amacı ile uzaya giderler.

MimE Notu: Uzun süresine rağmen kesinlikle sıkılmadan izledim bu filmi.
Hatta bazı filmler var ki; ben Amerikan sinemasının bizi geleceğine hazırladığını düşünürüm. İşte bu film de onlardan biri...
Dünyanın sonu geliyor ve tabiat ana artık bizi sevmiyor. Elini, ayağını bereketiyle birlikte çekiyor üzerimizden. "Gidin" diyor bize, "mahvettiniz buraları, kendinize yeni yerler bulun." Tüm araştırmalar bunu gösterirken, yüzümüzü başka tarafa çevirmemiz oldukça saçma olur sanırım.
 Film de içten içe bunu anlatıyor zaten, dünyanın sonu geliyor ve biz artık başka gezegenlerdeki hayatı araştırmaya başladık bile diyor. Hem dünyanın sonunun gelmesine hem de başka gezegenler keşfetmemize belki daha 50 belki 250 yıl var ama eninde sonunda olacak diyor.
Mantıksız mı?
Kesinlikle değil!

Bu arada Matthew McConaughey'i yine büyük bir keyifle izlediğimi söylemeden geçemeyeceğim. Romantik komedilerin yıldızıyken, onu böyle "ciddi" rollerde izlemek hem şaşırtıcı hem de büyüleyici.
Yine bir Oscar adaylığı gelirse hiç şaşırmam doğrusu.

İzleyecek olanlar için şimdiden iyi seyirler. 
:)

14 Kasım 2014

İzlediğim Diziler

Yeni sezonun başlamasıyla bizim de dizi keyfimiz kaldığımız yerden devam ediyor.

Aklıma gelen sırası ile favorilerim;

1- Grey's Anatomy


Dile kolay tam 11 yıl olmuş dizi başlayalı ve hala bıkmadan izliyorum.

2- Sherlock


Bu kadar sezon araları olmasa -ki iki yılda bir çekiliyor- daha mutlu olacağım, doyamıyorum bu diziye.
Bir sezonda sadece 3 bölüm yayınlanıyor ve 4. sezonunun çekimlerine 2015 yılının Ocak ayında başlanacak... Bekle, bekle, bekle. POF!

3- Originals


True Blood bittikten sonra başladım. Keyifli, çıtır çerez bir vampir dizisi. 2. sezonu 6 Ekim'de başladı ayrıca ana karakter Klaus Michaelson'un aksanına hayranım. Çok net!

4- Game of Thrones


Kitaplarını okumama rağmen hayranlıkla izlediğim, 5. sezonunu sabırsızlıkla beklediğim dizi. Henüz açıklanan bir başlama tarihi ne yazık ki yok.

5- The Last Ship


Ünlü LOST'un yapımcılarının dizisi. 2. sezon için anlaşılmasına rağmen başlama tarihi hakkında henüz bir açıklama gelmedi.

6 - House of Cards 


Yine sezon başlangıcı açıklanmamış dizi. 3. sezonu için beklemedeyiz.

7- True Detective



İlk sezonunu Matthew McConaughey ve Woody Harrelson'un muhteşem oyunculukları ile izlediğimiz dizinin ikinci sezonunda Colin Farrell ve Vince Vaughn'in oynayacağı açıklandı. Colin Farrell'i bir çok filmde polis olarak görmeye alışkın olduğumdan, 2015 yazında başlayacak ikinci sezonda en çok Vince Vaughn'i merak ediyorum.

Gördüğünüz gibi 2 dizi dışında hepsi için beklemedeyim.

Sizin önerileriniz olur mu?

12 Kasım 2014

İç Döküş | Plaza Ağzı!

Şu son zamanların favori (!) dili nedir diye sorsanız kesinlikle Plaza Ağzı derim size!
Yok sevdiğimden değil inanın, canıma tak ettiğinden!

Hem yazışırken hem de konuşurken mükemmel İngilizcelerini, mükemmel Türkçeleri ile birleştiren insan topluluğu olarak özetleyebilirim sanırım kendilerini.


Haydi birkaç örnekle şenlendirelim durumu:

1- Arkadaşlar anlaşalım. Türkçede "Mrb., Tşk., Svg., Syg." vb kısaltmalar yok.
Doğruları;
Mrb değil, Merhaba.
Slm değil, Selam.
Tşk değil Teşekkürler ya da Teşekkür ederim.
Svg değil Sevgiler ya da Sevgilerimle.
Syg değil Saygılarımla.

Böyle yazarken sonsuz saygısız göründüğünüzün altını, üstünü neresini isterseniz çizmeliyim. 
2 harf ekleyecek kadar da yoğun değilsinizdir, değil mi?

Bu arada artık 90'lı yılların mirc odalarında da değilsiniz, bunu belirtmek istedim ki; birazdan a/s/l olayına da girmeyelim.

2- Ben bir Türküm, anadilim de Türkçe. Yabancılarla mesajlaşmadığım sürece yazışmalarımı da Türkçe yapıyorum. 
Bu durumda;
Hello, Thnx, Hi girls gibi selam ve kelamları bana yazmanıza gerek yok. Madde 1'in sonundaki gibi yazmanız yeterli. 

3- Bilumum toplantılarda "ah ben çok iyi İngilizce biliyorum" geyiklerinden gına geldi.
- Organizasyon mekanı araştırırken "ama cozy bir mekan olsun"
- Deadlinelar nedir?
- Toplantıyı ve meeting roomu set ettik.
- Sunumun hard copysi nerede?
- Bu sunuma bits and pieces bir şeyler eklemek lazım(!). (Pardon ne ekleyelim?!)
- Aaa bu sunum çok challenging. (Yuh! Yok artık!)

Bu örnekleri daha fazla uzatabilirim sanırım... Ama gerek yok. Şu anda bile içim şişti vallahi.

Mail atmak, web sitesi, laptop gibi kavramlar iyice dilimizde, kabul ediyor ve kullanıyorum ama yukarıdakiler bana fazla.

4- Türkçe kısaltmaların olduğu kadar İngilizce kısaltmaların da büyük hayranıyım.
Şu ana kadar karşılaştığım en çarpıcı örnek:  10x demek istediği Thanks yani Teşekkür ederim. Neresinden tutsam elimde kalıyor.  

5- Birine mail atıyorsanız hitap edin.
Bazı insanlar var ki; bana e-posta gönderiyor. Kime bölümüne benim ismimi yazıyor ama hitaba "Merhaba" ya da "Selam" diyor ve bırakıyor. Böyle terbiyesizlik olur mu Allah aşkına? Evine gelen insana da "Hoş geldin" yerine "Geç içeri" diyordur bu adabı muaşeret yoksunları!

6-  Bizim güzel dilimizde Future Continuous Tense yok. Yani İngilizcede severek kullandığımız "will be V+ing" kalıbının "yapıyor olacağım" ya da "ediyor olacağım" gibi laf salataları şekline dönüşmüş hali Türkçemizde yok. 
İtiraf ediyorum: Bir süre kibarlık olsun diye bu kalıbı kullandım ama sonra fark ettim ki -hatta B. de bol bol dalga geçti benimle-, orman kibarlığından başka bir şey değil bu. 
- "İlgili metni yarın size iletiyor olacağım" yerine "ilgili metni yarın paylaşacağım" da gayet kibar bir tabir.

Aklıma gelenler şimdilik bunlar.

Haydi kendinize iyi bakın. Yoksa kib mi demem lazımdı?!


Güldür Güldür - Çağlar Çorumlu


Bu konu ile ilgili görsel ararken Sevgili Güldür Güldür Ekibi'nin skecine rastladım. 
Buyurun hislerimin tercümanı Şevket Bey'i izleyin...

http://www.youtube.com/watch?v=nhumx8Ii5qs 



11 Kasım 2014

Oje Günlükleri #2

Bugünkü konuğum ojelerin efendisi, modası hiç geçmeyecek tek renk: KIRMIZI


Oje markası Pastel # 10
Tek katta nar çiçeği, 2 katta kan kırmızı emrinize amade!


7 Kasım 2014

Oje Günlükleri #1

Daha önce yazmıştım (buraya tık tık), renkler ve ojeler konusunda az biraz takıntılıyım.

Ne diyebilirim? Şu renksiz hayatı az da olsa renklendirmeyi seviyorum.
İşte tam da bu yüzden bundan sonra sürdüğüm ojeleri "Oje Günlükleri" başlığı ile paylaşacağım.

Buyurun başlayalım...


Koyu lacivert için Pastel #11, sim için ise China Glaze kullandım.

Pastel'in sürümü kolay ve rahat ayrıca içerisinde çok minicik simler var, bu da ojeyi daha güzel kılıyor. İlk kat sürüldüğünde hat hat kalsa da, ikinci katta tam da şişede görülen renk elde edilebiliyor.

China Glaze ise sürümü kolay ve çok çabuk kuruyan bir oje. Tüm simli ojeler gibi çıkartırken insanı delirtecek derecede zor çıksa da; gülü seven dikenine katlanır diyor ve çok sevdiğim bu ojelerin aşağıda görselini paylaşıyorum.